Parkta diğer çocukları izliyor ama yanlarına gitmiyor. Sınıfta arkadaşlarının yanında bulunuyor fakat oyuna katılmıyor. Bir çocuk ona yaklaştığında ne yapacağını bilemiyor veya kısa süre sonra ortamdan uzaklaşıyor.

Bu durum ailelerde bazen “Arkadaş istemiyor mu?” düşüncesine yol açabilir. Oysa bir çocuğun akranlarıyla az etkileşim kurması, mutlaka onlarla ilgilenmediği anlamına gelmez. Özellikle otizmli çocuklarda sosyal etkileşimin başlaması ve sürdürülmesi; iletişim, oyun, dikkat, esneklik ve karşıdaki kişinin davranışlarını anlamlandırma gibi birçok beceriyi aynı anda gerektirebilir.

Bu nedenle hedef yalnızca çocuğu diğer çocukların arasına sokmak değil, akranıyla ne yapacağını adım adım öğrenmesine yardımcı olmak olmalıdır.

Aynı Ortamda Bulunmak Birlikte Oynamak Anlamına Gelmez

İki çocuk aynı masada oyuncaklarla oynuyor olabilir ancak birbirleriyle hiç iletişim kurmayabilir.

Bu durumda çocuklar fiziksel olarak yan yana olsalar da oyunları birbirinden bağımsız ilerliyordur.

Sosyal oyun geliştikçe çocuk diğer çocuğun ne yaptığına dikkat etmeye, oyuncağını göstermeye, bir şey istemeye, sırasını beklemeye veya ortak bir oyunu sürdürmeye başlayabilir.

Bu beceriler bazı çocuklarda doğal etkileşimler içinde gelişirken bazı çocuklarda daha açık ve yapılandırılmış biçimde desteklenmesi gerekebilir.

Dolayısıyla “Arkadaşlarının arasına koyarsak zamanla öğrenir” yaklaşımı her çocuk için yeterli olmayabilir.

Akranlarla Oyun Neden Yetişkinle Oyundan Daha Zor Olabilir?

Yetişkinler çoğu zaman farkında olmadan çocuğa uyum sağlar.

Çocuk arabaları aynı şekilde sürmek istiyorsa yetişkin buna katılabilir. Bir şey anlamadığında tekrar açıklayabilir. Sırasını beklemesi gerektiğinde daha uzun süre bekleyebilir.

Akranlar ise bu kadar öngörülebilir değildir.

Başka bir çocuk oyunun kuralını değiştirebilir, istediği oyuncağı alabilir, farklı bir fikir ortaya atabilir veya aniden başka bir oyuna geçebilir.

İşte sosyal oyunun küçük çaplı kaosu burada başlar.

Otizmli bir çocuk için bu hızlı değişimleri takip etmek zor olabilir. Bu nedenle yetişkinle oldukça iyi iletişim kuran bir çocuk, akranlarının yanında daha sessiz veya geri planda kalabilir.

Bu durum çocuğun sosyal ilişki istemediğini göstermek zorunda değildir. Akran etkileşiminin gerektirdiği beceriler henüz yeterince gelişmemiş olabilir.

“Hadi Arkadaşlarınla Oyna” Neden Yeterli Değildir?

Bir yetişkin için bu yönerge oldukça açık görünür.

Ancak çocuk açısından “oynamak” çok geniş bir kavramdır.

Yanlarına nasıl gideceğim?

Ne söyleyeceğim?

Oyuncağı nasıl isteyeceğim?

Beni oyuna almazlarsa ne yapacağım?

Sıra ne zaman bana gelecek?

Oyunun kuralı değişirse ne yapacağım?

Çocuk bunların bazılarını bilmiyorsa “Git oyna” demek ona ne yapması gerektiğini öğretmez.

Bu nedenle sosyal beceriler daha küçük ve gözlenebilir davranışlara ayrılabilir.

Örneğin ilk hedef, başka bir çocuğun yanına giderek “Ben de oynayabilir miyim?” demek olabilir.

Başka bir çocuk için hedef, arkadaşından oyuncağı çekmek yerine istemek olabilir.

Bir diğer çocuk için ise iki veya üç tur karşılıklı oyun sürdürebilmek önemli bir başlangıç olabilir.

Sosyal Etkileşim İçin Önce Hangi Becerilere Bakılabilir?

Akran ilişkileri tek başına gelişen bir alan değildir.

Çocuğun başka bir çocukla oyun oynayabilmesi için bazı temel becerilerin desteklenmesi gerekebilir.

Örneğin:

  • kısa süre bekleyebilmek,
  • sıra alabilmek,
  • basit yönergeleri takip edebilmek,
  • karşıdaki kişinin hareketlerine dikkat etmek,
  • yardım veya oyuncak isteyebilmek,
  • reddedildiğinde başka bir seçeneğe geçebilmek,
  • oyundaki küçük değişiklikleri tolere edebilmek,
  • basit oyunları sürdürebilmek.

Bu becerilerden biri zor olduğunda sosyal oyun da etkilenebilir.

Dolayısıyla yalnızca “sosyalleşmesi gerekiyor” demek yerine hangi sosyal becerinin eksik olduğunu belirlemek çok daha işlevseldir.

Kalabalık Grupla Başlamak Zorunda Değiliz

Sosyal becerileri geliştirmek amacıyla çocuğu doğrudan kalabalık bir çocuk grubuna dahil etmek her zaman en iyi başlangıç olmayabilir.

Bazı çocuklar için tek bir akranla kısa ve yapılandırılmış bir etkinlik çok daha öğretici olabilir.

Örneğin iki çocuk sırayla kule yapabilir.

Biri arabayı diğerine gönderebilir.

Birlikte basit bir yapbozu tamamlayabilirler.

Sırayla top atabilir veya ortak bir oyuncak setiyle kısa bir oyun oynayabilirler.

Başlangıçta yetişkin gerektiğinde küçük yönlendirmeler yapabilir. Ancak amaç yetişkinin oyunun sürekli yöneticisi olması değildir.

Çocuklar etkileşimi sürdürebildikçe yetişkin desteği kademeli olarak azaltılabilir.

Çocuğun İlgi Alanları Sosyal Etkileşim İçin Kullanılabilir

Çocuğun sevdiği etkinlikler akran etkileşimini başlatmak için güçlü fırsatlar oluşturabilir.

Arabaları çok seven bir çocuğu hiç ilgilenmediği bir masa oyununa zorlamak yerine başka bir çocukla araba yarışı yapılabilir.

Baloncuklardan hoşlanan iki çocuk sırayla baloncuk çıkarabilir.

Hayvanları seven bir çocukla oyuncak hayvanlar üzerinden ortak bir oyun kurulabilir.

Buradaki amaç çocuğun özel ilgilerini ortadan kaldırmak değil, bu ilgileri başka insanlarla etkileşim kurabileceği bir köprüye dönüştürmektir.

Her Çocuk Çok Sosyal Olmak Zorunda mı?

Hayır.

Çocukların kişilik özellikleri birbirinden farklıdır. Bazı çocuklar kalabalık grupları severken bazıları daha sakin ve az sayıda kişiyle vakit geçirmekten hoşlanabilir.

Özel eğitimde hedef çocuğu sürekli arkadaşlarıyla konuşan veya her oyuna katılan biri haline getirmek olmamalıdır.

Daha önemli olan, ihtiyaç duyduğunda iletişim başlatabilmesi, sosyal ortamlara mümkün olduğunca bağımsız katılabilmesi ve ilişki kurmak istediğinde bunu gerçekleştirecek becerilere sahip olmasıdır.

Çocuğun yalnız kalmayı tercih ettiği her anı bir problem olarak değerlendirmek de doğru değildir.

Aileler Günlük Yaşamda Nasıl Destekleyebilir?

Aileler sosyal etkileşim için çok büyük organizasyonlar yapmak zorunda değildir.

Uzun ve kalabalık buluşmalar yerine başlangıçta çocuğun anlaşabileceği bir akranla kısa süreli oyun fırsatları oluşturulabilir.

Çocuk ne söyleyeceğini bilmiyorsa oyun öncesinde küçük ifadeler çalışılabilir:

“Ben de oynayabilir miyim?”

“Sıra bende mi?”

“Bana verir misin?”

“Birlikte yapalım.”

Ancak çocuk her etkileşim kurduğunda yetişkinin araya girip ne söylemesi gerektiğini fısıldaması da bağımsızlığı sınırlayabilir.

Gerektiği kadar destek verip daha sonra geri çekilmek önemlidir.

Sosyal Beceriler Gerçek Hayata Taşınabiliyor mu?

Çocuk eğitim ortamında öğretmeniyle sıra alma çalışmasını başarıyla yapabilir.

Fakat parkta başka bir çocuk oyuncağını istediğinde aynı beceriyi kullanamayabilir.

Bu şaşırtıcı değildir.

Bir becerinin öğrenilmiş olması, farklı kişiler ve ortamlarda otomatik olarak kullanılacağı anlamına gelmez.

Bu nedenle sosyal becerilerin yalnızca masa başında değil; oyun sırasında, okulda, evde, parkta ve mümkün olan doğal ortamlarda desteklenmesi önemlidir.

Özel eğitimde buna genelleme denir.

Asıl hedef çocuğun eğitim odasında öğrendiği davranışı yalnızca öğretmeni istediğinde yapması değil, ihtiyaç duyduğu anda günlük yaşamda kullanabilmesidir.

Hedef “Arkadaş Edin” Değil, Öğretilebilir Beceriler Olmalı

“Arkadaşlarıyla iletişimini geliştirmek” kulağa güzel bir eğitim hedefi gibi gelebilir ancak oldukça geniştir.

Bunun yerine:

“Bir akranına uygun şekilde oyun teklifinde bulunur.”

“Karşılıklı oyunu üç tur sürdürür.”

“Bir oyuncağı istemek için uygun iletişim davranışı kullanır.”

“Sırası geldiğinde oyuna katılır.”

gibi gözlenebilir hedefler belirlemek gelişimi takip etmeyi kolaylaştırır.

Çocuğun akran ilişkilerinde zorlandığını gördüğümüzde ilk çözüm onu daha fazla çocuğun arasına koymak olmamalıdır.

Önce hangi noktada zorlandığını anlamak, ardından o beceriyi küçük adımlarla öğretmek gerekir.

Çünkü sosyal etkileşim yalnızca insanların yanında bulunmak değildir. Başka bir insanı fark etmek, onun davranışına cevap vermek, kendi isteğini ifade etmek ve karşılıklı bir deneyimi sürdürebilmektir.

Ve bunların her biri ayrı ayrı öğrenilebilir ve desteklenebilir.

PERA İZMİR

Bilgi almak için hemen arayın